Zafer… Kimi zaman bir öğrencinin sınavı geçmesi, kimi zaman bir sporcunun madalya kazanması, kimi zaman da bir ülkenin varoluş mücadelesinden alnının akıyla çıkmasıdır. İnsan doğası gereği, sürekli bir şeyleri başarma, öne geçme, kendi bireysel zaferlerini elde etme peşindedir. Bu doğal bir dürtüdür. Ancak bazı zaferler vardır ki, yalnızca bireyleri değil, bir milleti ayağa kaldırır. İşte o zaferlerden biri, belki de en önemlisi: 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kazanılan zaferdir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde yürütülen kurtuluş mücadelesi, 30 Ağustos’ta düşmana vurulan son ve kesin darbe ile taçlanmıştır. Bu zafer, sadece bir askeri başarı değil; bir milletin esarete boyun eğmeyeceğini, bağımsızlık için her şeyini ortaya koyacağını dünyaya ilanıdır.
Bugün bireysel başarılarımızla gurur duyarken, 102 yıl önce kazanılan bu zaferin bize kazandırdığı özgürlük ortamını hatırlamak gerekir. Çünkü o gün, kazanılan sadece bir savaş değildi. O gün, bir millet yeniden doğdu. Cumhuriyet’in temelleri o zaferle atıldı.
Kuşkusuz, ülkesinin refahı, bağımsızlığı ve geleceği için mücadele eden bireylerin zaferleri, yalnızca kendilerini değil, toplumu da ileri taşır. Ne var ki, bireysel başarı ile ulusal bir kurtuluş zaferini aynı terazide tartmak mümkün değildir.
Bugün, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlarken; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi saygıyla, minnetle anıyoruz. Zafer, bir sona varıştır demiştik… Ama aynı zamanda her büyük zafer, yeni bir başlangıcın da kapısını aralar.
Kutlu olsun 30 Ağustos Zafer Bayramı.