Auteur yönetmen filmin senaryosunu yazan, filmin her aşamasında söz sahibi olan kişidir. Böyle bir yönetmen hangi sahne hangi mekânda çekilecek, filmde hangi aktörler yer alacak, onlar nasıl oynayacak, kamera nereye konulacak, hangi aşamada hangi hareketleri yapacak o bunlara tek başına karar verir. Dolayımsız olarak auteur filmi roman yazarı gibi kurar.
Türk sinemasında gerçek anlamda bir auteur yönetmen varsa, kuşkusuz ki o Ömer Kavur’dur. Filmleri bir yandan farklı, öte yandan evrensel sinema dili içinden bir üslup yakalamış bir ustanın eseri olduğu anlaşılır.
Conservatoire Libre du Cinéma Français’da sinema ve Sorbonne Haute École du Journalisme’de gazetecilik eğitim-öğrenimi gördü. Kuram ve uygulayım eğitimini Paris Üniversitesi’nde aldı. Sinema Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Festivallerde ödüllere layık bulunan kısa filmler çekti. Yeni Roman Akımı ve Fransız Yeni Dalga Sineması kuramcısı Alain Robbe-Grillet’ye yönetmen yardımcılığı yaptı.
Paris’te öğrenciyken otelde çalıştı. Bekleme üzerine kazandığı deneyim, sonra çekeceği filmlere yansıyacaktı. Bu nedenle “..beklemek nedir, gelen müşteriyle ilgili tahmin kurmak ne, iyi bilirim. Hayal kurma ne, bilirim. Anayurt Oteli filminde yazar Yusuf Atılgan ile düşünce ve duyumsamalar bu nedenle örtüştü” diyecekti.
Tarafımdan seçilen Aziz Nesin hikâyelerinden uyarlanan Beybaba, Patroniçe, Beş Kollu Avize gibi TRT için çektiği TV filmlerinde bile, auteur kişiliği gözlenebilir. Giyimine, sözlerine, zarafetine doğduğu, çocukluğunun bir kısmını yaşadığı Ankara ile yıllarca öğrenci, ardından sinemacı olarak bulunduğu Paris’in etkisi hemen göze çarpıyordu. Asıl üzerinde durduğu hayat, zaman, insan, yalnızlık, toplum, estetik bütünlüktür. Değişik hikâyeleri, evrensel sinema dili içinde kurduğu özgün üslubuyla görüntü ağırlıklı yöntemle anlattı.
Paris’ten döndüğünde, sinema öğrenimi gördüğü için Türk sineması çevreleri onu istemedi. Bunu gördü, gözledi, hissetti. Birlikte çalışmak üzere tanıştırıldığımız vakit şöyle söylemişti: “Sinema üzerine doktora yapmış olmanız, bir dezavantaj. Acı çekmeye hazır olmalısınız.”
Türkiye’ye dönünce Boğaziçi Köprüsü üzerine belgesel film çekti. 1974 yılında Türk Sineması’nda çığır açan edebiyat uyarlamalarının ilk örneği olarak, Refik Halit Karay’ın Yatık Emine hikâyesini filme uyarladı.
Kavur gibi kişiler daima huzursuzluk yaratırdı. Bu kusurlu tanımı düzeltelim: O insanlar huzursuzluk filan yaratmıyordu, birileri onlardan rahatsızlık duyuyordu. Kavur başka bir sesti, başka bir göz, bambaşka bir sinema yapıyordu dışarıdan gelen adam.
Onat Kutlar’la birlikte Yusuf ile Kenan filminin senaryosunu yazdı. 1979! Bu senaryoda, hayata tutunamayan iki çocuk, kovuldukları yerden insanların karşısına çıkartılıyordu. Kavur o senaryoyu son derece yalın, sade, etkileyici bir reji üslubuyla filme aldı. Milan Film Festivali Jürisi bu büyük yapımı gözden kaçırmadı: Yusuf ile Kenan, büyük ödüle layık bulundu.
Ömer Kavur’un filminde oynayıp da büyük bir aktöre ve aktriste dönüşmeyen oyuncu yoktur. Yatık Emine ile Necla Nazır, Yusuf ile Kenan ile Cem Davran, Ah Güzel İstanbul ile Müjde Ar, Amansız Yol ile Zuhal Olcay, Anayurt Oteli ile Macit Koper, Gece Yolculuğu ile Aytaç Arman, Giz Yüz ile Fikret Kuşkan, Karşılaşma ile İsmail Hacıoğlu saygın bir oyuncu konumuna gelmiştir.
Önemli filmlerinden Anayurt Oteli Venedik Film Festivalinde gösterildiğinde ve ödüle layık bulunduğunda, onun dehâsı uluslararası düzeyde anlaşıldı. Ardından özel izleyicilerine hem içsel hem dışsal yolculuk yaşatan ancak oryantalizme de ödün vermeyen Gece Yolculuğu adlı filmi, Cannes Film Festivali’nde beğeni ve şaşkınlıkla karşılandı. Orhan Pamuk’un Kara Kitap romanındaki bir sekanstan uyarlanan Gizli Yüz filmi Türk sinemasına tüm dünyada saygın bir yer kazandırdı. Bu film, Kavur’un gizemli, büyülü gerçekçi, içe dönük yolculuğunun da zirvesi sayıldı. Uluslararası alanda en önemli Türk yönetmen olan Ömer Kavur, 12 Mayıs 2005 yılında öldü.


