İnsan, çoğu zaman gerçeği olduğu gibi görmek yerine, görmek istediği gibi yorumlamayı seçer. Duyduklarını tam anlamadan hüküm verir, okuduklarını sindirmeden taraf olur, yaşananları sorgulamadan kendine pay çıkarır. İşte tam da bu noktada, insan kendi zihnine ağır yükler bindirir: Anlamadığını anlam sanır, bilmediğini doğru kabul eder.
Kendimize yüklediğimiz bu yanlış anlamlar, zamanla düşüncelerimizi köreltir. Sağlıklı iletişimi bozar, toplumsal ilişkileri zedeler. Oysa bir cümleyi, bir davranışı ya da bir olayı anlamadan üzerine niyet, kasıt ve suç yüklemek; hakikati değil, sadece önyargıyı büyütür. Bu da bizi gerçeğe değil, gürültüye yaklaştırır.
Günümüz dünyasında bilgiye ulaşmak kolay, anlamaya zaman ayırmak ise zorlaştı. Sosyal medyanın hızına kapılan birey, derinlikten uzaklaşıyor; başlıklarla düşünüyor, sloganlarla karar veriyor. Anlamadan paylaşılan her söz, anlamadan savunulan her fikir, toplumu biraz daha yüzeyselleştiriyor.
Oysa anlamak emek ister. Dinlemeyi, okumayı, sorgulamayı ve sabretmeyi gerektirir. Anlamak; önce durmak, sonra düşünmek, en sonunda konuşmaktır. Anlamadığımız şeylere anlam yüklemek yerine, “Bilmiyorum” demeyi öğrenmek; bireysel olgunluğun ve toplumsal sağduyunun temelidir.
Kendimize anlamadığımız anlamlar yüklemediğimiz gün, hem zihnimiz hafifleyecek hem de toplum olarak daha sahici bir dil kuracağız. Çünkü gerçek, ancak anlaşılmaya çalışıldığında değer kazanır.
Benden bu hafta bu kadar hoş kalın 🙏
