ROMA AÇIK ÖDÜLLER ŞEHRİ
Roma filmine muhtemelen çok ödül verilecek. Ancak o film bir tek ödüle bile layık bulunursa, sinema sanatı adına fazlasıyla üzülürüm.
Duygu sömürüsüne dayalı olan Roma filmini siyah-beyaz yapma nedenini yönetmen bir tercih(!) diye savunuyor. Kim bilir kaç kişi inandı buna?
Alfonso Cuaron (gören gözlerin hemen fark edeceği gibi) renkli görüntülerin (tabi bu filmle sınırlı olarak) başına açacağı işlerden kaçarak siyah-beyazın yaratacağı hoşluk ve aldatıcılıkla desteklenmiş nostalji duygusunun kurtarıcılığına sığınmış görünüyor apaçık. (Bu tümce kimileri için biraz ağır oldu, kesin...)
İyi çekilmiş sokak çatışmalarını içeren sahne ve ayrımlar/sekanslar dışında ortada övgüye değer bir tek plan görmedim...
Yönetmenin, 70 dakikada anlatılabilecek bu zulmü niçin uzattığı da anlaşılır gibi değil.
Ormandaki silah atışı ayrımı neydi öyle?
Eğer ki şöyle bir niyeti varsa yönetmenin: 'Şimdi şu orman sahnesi havada kalıyorsa, silah atış talimi imgesi burada bir eğlence sahnesi gibi duruyorsa acele etmeyin, bakın bakalım ileride sokak çatışmalarına nasıl hizmet edecek!
' Böyle bir varsayım, fazlasıyla 'bu ilişkiyi kurun, lütfen' temennisi içerir.
Böyle bir 'iki uzak gerçeklik' ilişkisini hiçbir izleyici kurmaz?
Niçin kursun ki?
Ben mi? Ben böyle bir ilişkilendirmeyle hınzırlık ediyorum sadece...
Anlatı sanatlarının (şimdilik) en az kusurlusu olan sinema 'inşallah bu şöyle anlaşılır' biçimde temenni etme değil, anlat(abil)ma sanatıdır 1900'lerin başından beri. Öncesi (1895-1900) belge derleme işiydi...
Roma filminde orman niçin yakıldı? Yani o sahne niçin kuruldu? O da neydi öyle yahu? Sapkın okumalar yapanlar için 'içi yanan insanlar' olabilir. Ama öyle de film okuması yapılmaz...
Şiir, iki uzak gerçekliğin yan yana getirilmesiyle güçlü ('Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi' ya da 'bir ağaç gibi tek ve hür / bir oman gibi kardeşçesine') imgelerin yaratılmasına uygun, ama sinema böyle imge kurulmasına uygun bir sanat değil...
Sinemada iki karşıt imge aynı anda aynı mekanda değilse; Akira Kurosawa'nın Düşler filminin Kargalar epizotundaki gibi başarılı olunamaz; 'buradaki ressamın makineleşerek çalışması' imgesi ile 'oradaki (kim bilir neredeki) lokomotifin tekerleklerinin devinimi' imgelerinin çarpıştırılması gibi, ortaya hoş şeyler çıkmaz. Burada o istenen güçlü imge ortaya çıkmaz da; en yaygın örnek olarak S.M. Eisensrein'ın Potemkin Zırhlısı filminin 'içine kurtlu etlerin atılacağı kaynayan çorba kazanları' imgesi ile 'zırhlının için için isyana hazırlanan mürettebatı' imgelerinin harikulade bir akılla uç uca getirilmesi (çarpıştırılması) çok hoş ve güçlü bir imge ortaya çıkartır..
Durum bu...
Sinema dili bize der ki: 'temenni etme, anlat(abil).' Roma filmi temennide bulunuyor.
Roma filminin kadın oyuncusu Yelitza Aparicio'ya da oyunculuğu(!) için ödül verirler mi?
Siyasi ya da cinsiyetçi konjünktürün şeytani emrine girip o ödülü verecekler filmde oyunculuk grektiren hiçbir rolü olmayan o pasaklıya.
Aparicio bilmem kaç aday arasından seçilmişmiş! Bu kısmı Hollywood Reporter dergisinin magazin muhabirlerini ilgilendirir, beni değil...
Şu, 'bilmem kaç kişi arasından seçildi' numarası çok eskidir, ama her seferinde buna tav olacak avanaklara ulaşır.
Bu bizim Alfonso Cuaron o kadını 300 kadın arasından seçerken, galiba ondan daha iyi 299 kadını gözden kaçırıp eledi. Aparicio'nun oyunculuğu böyle düşündürtüyor insanı. Yoksa, burada kötü niyetli değiliz.
Sinema oyunculuğu adına bir tek zahmet gerektirmeyen ortalıkta gezen kadın rolünü çok iyi canlandırmış seçtiği teye kızı...
Boşa kafa yorduğumu biliyorum. Kasırganın önüne büyük gücün iradesiyle katılmış (kafasının içine inşa edilen beğeniyi kendi beğenisi zannedecek) kim bilir kaç kişi şu yazıyı anlamadan bana 'hayır' diyecek?
Hayırsa, hayır...
