DENİZİN MEKTUPLARI... BÜNYAMİN DENİZ KIRAÇ

Tarih: 21.02.2026 07:15

Sınırsızlığı Sınırlamak Gerekmez mi?

Facebook Twitter Linked-in

İnsan doğası gariptir. Elindekini yeterli görmez; bir fazlasını ister. Buna kimi “göz açlığı” der, kimi “hırs.” Ama unuttuğumuz bir şey var: Sınırsız istek, sınırlı bir bedende ve sınırlı bir dünyada yaşar.

Kapitalizm tüketiciye kendini iyi tanıtıyor. Yeni ürün, yeni tat, yeni model, yeni kampanya… Hep bir “yenisi” var. Toplumun önemli bir kesimi bu döngünün içinde. Üretim sektörü bunun farkında; gözünü belirli bir yüzdeye dikmiş durumda. Çünkü o kitle, bir sonraki buluşa kadar tüketmeye devam eder. Çark döner, kazanç sürer.

Fakat bu “sınırsızlık” sadece alışveriş poşetlerinde kalmıyor.

Sınırsız yeme alışkanlığı, sınırsız obeziteyi doğuruyor.
Sınırsız kahve kültürü, sınırsız kahve kolik bireyler üretiyor.
Sınırsız stres, sınırsız hastalığı beraberinde getiriyor.

Gıdada kaliteye değil markaya bakıyoruz. Kahveyi sohbet için değil, alışkanlık için içiyoruz. Lokantalar, kafeler, zincir mağazalar çoğalıyor; ama insanın içindeki boşluk aynı hızla dolmuyor.

Sınırsızlık cazip bir kelime. Ama her sınırsızlık, bir yerden eksiltir. Doğadan eksiltir. Sağlıktan eksiltir. Vicdandan eksiltir. Ve en sonunda insandan eksiltir.

Çünkü hiçbir beden sınırsız değildir.
Hiçbir kalp sınırsız dayanmaz.
Hiçbir toplum sınırsız tüketimi sonsuza kadar taşıyamaz.

Eğer ölçüyü kaybedersek, bir gün aynaya baktığımızda şunu göreceğiz:
Sahip olduklarımız artmış olacak,
ama kendimiz azalmış olacağız.

İşte o gün anlayacağız…
Sınırsızlık özgürlük değilmiş.
Sınırsızlık, insanın kendini yavaş yavaş tüketmesinin en modern adıymış.

Benden bu hafta bu kadar hoşçakalın.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —